SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar  

EŞRİBE BAHSİ

<< 2000 >>

NUMARALI HADİS-İ ŞERİF:

 

66 - (2000) وحدثنا أبو بكر بن أبي شيبة وابن أبي عمر (واللفظ لابن أبي عمر) قالا: حدثنا سفيان عن سليمان الأحول، عن مجاهد، عن أبي عياض، عن عبدالله بن عمرو قال.

 لما نهى رسول الله صلى الله عليه وسلم عن النبيذ في الأوعية قالوا: ليس كل الناس يجد. فأرخص لهم في الجر غير المزفت.

 

[ش (ليس كل الناس يجد) معناه يجد أسقية الأدم.

(فأرخص لهم في الجر غير المزفت) محمول على أنه رخص فيه أولا ثم رخص في جميع الأوعية، في حديث بريدة].

 

{66}

Bize Ebû Bekr b. Ebi Şeybe ile İbn-i Ebi Ömer de riva­yet ettiler. Lâfız İbn-i Ebî Ömer'indir. (Dedilerki): Bize Süfyân, Süleyman Ahvel'den, o da Mücahid'den, o da Ebû ivazdan, o da Abdullah b. Amr'dan naklen rivayet etti. (Şöyle demiş):

 

Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kaplardan nebizi yasak edince ashab : (Deriden tulumu) herkes bulamaz ki!., dediler. Bunun üzerine müzeffet'ten gayri küpler hakkında kendilerine ruhsat verdi.

 

 

İzah:

Bu babın Enes, Alî, Âişe ve Abdullah b. Amr (Radiyaliahu anh) rivayetlerini Buhârî «Kitâbu'l-Eşribe»'de İbni Abbâs rivayetini «zekât» bahsinde tahrîc ettiği gibi, Abdullah b. Amr rivayetini Ebû Dâvûd ile Nesâî, Hz. Ali rivayetini Nesâî «Kitabu'l-Eşribe»'de muhtelif râvilerden tahrîc etmişlerdir.

 

Bu babın şerhi ve zikredilen muhtelif kaplarda nebiz yapmanın hükmü iman bahsinde görülmüştü. Tekrar edelim ki, burada zikri geçen kaplardan nebiz içmek İslâmiyetin ilk zamanlarında yasak edilmişti. Çünkü herhangi bir meyve şırasının bu kaplardan birinde şarab olmayacağından kimse emin değildi. Çok defa bir insan bunlardaki şıranın içki olmadığını zannederek bilmeden sarhoş olabilirdi. İçki de yeni haram kılınmıştı. Bundan dolayı yalnız tulumlara konulan nebizîn içilmesine müsaade edilmişti. Çünkü bunlardaki nebiz kolay kolay içki olmaz, içki olduğu zaman da tulum patlar bu suretle içindekinin hâli belli olurdu. Aradan uzun zaman geçip içkinin haram kılındığı her tarafa yayıldıktan ve bu bütün müslümanların kalblerine yerleştikten sonra bu hüküm kaldırılarak deriden olsun, toprak veya ağaçtan yapılsın bütün kaplara nebiz konulmasına müsaade buyurulmuştur.

 

İbn-i Ömer hazretlerine küplere nebiz konmanın yasak edildiği sorulduğu vakit «Öyle diyorlar...» diye cevap vermesi, zahire göre bu nehyi inkârdır. Fakat diğer rivayette aynı suale : «Evet, yasak edildi...» diye cevap vermiştir. Bu iki rivayetin arası şöyle bulunur : İbn-i Ömer (Radiyallahu anh) evvelâ Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu işi yasak ettiğini unutmuş; onun için inkâr etmiştir. Sonra hatırlayınca «Evet» demiştir. Hz. Câbir rivayetinde «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e taştan bir çanak içinde nebiz yapılırdı» denilmesi, yasak hükmünün kaldırıldığına, bundan böyle testi ve kabağa, ziftli ve katranlı kablara hatta onlardan daha kesif olan taştan yapılma çanaklara bile meyve şıralarının envai konulabileceğine açık delildir.

 

Müslim'in Haccâc b. Şâir 'den rivayet ettiği altmış dört numaralı hadîs hakkında Kaadî İyâd şunları söylemiştir : «Bu rivâyetle râvilerin biri tarafından değişiklik yapılmıştır. Doğrusu şöyledir: Ben size deri kaplardan başka bütün kaplara meşrubat koymanızı yasak etmiştim. Demek oluyor ki, ibareden istisna edatı olan «illâ» atılmıştır. Fakat bu edat mutlaka lâzımdır.»

 

Kaadî İyad bundan önceki rivayette de değişiklik yapıldığını söylemiştir. Ona göre ibarenin sahih şekli «Arlık bütün tulumlardan için!» değil; «Artık bütün kablardan içini» dir. Çünkü deri kablardan içmek zâten mubahtı. O anda mubah kılınan tulumlar değil; taş. toprak vesâireden yapılan diğer kaplardı.

 

Hâsılı Resûlullah (Sallallahu Aleyh: ve Sellem)'in eski hükmü nesh eden buradaki beyanatından anlaşılıyor ki, kablar sarhoş eder endişesi ile yasak edilmiştir. Onlara çeşitli meyve nebizlerinin bir neviden yahut karışık nevilerden konmasının hükümde tesiri yoktur. Binâenaleyh karışık cinslerden yapılan nebizin içilmesine cevaz veren İmam Âzam'a ve başkalarına bu kabda yapılan itiraz haksızdır. Mezheb taassubundan ileri gelmektedir. (Diyor Hanefi mezhebi mensubu merhum Ahmed Davudoğlu)

 

Babımızın son hadîsinde «Müzeffet'ten gayri küpler hakkında kendilerine ruhsat verdi...» cümlesi kendilerine evvelâ müzeffet denilen ziftli küpten başka küpler hakkında ruhsat verdiğine, sonradan bu ruhsatı bütün kaplara teşmil ettiğine hamledilmiştir.